Siftah
Cebimden düşen parayı fark etmek
beni yerde para bulmaktan daha çok
sevindiriyor.
Mithat Erdoğan
M.E. Cuma pazarında dolaşıyorum. Aslında sadece bir buçuk kilo
salatalık ve iki buçuk kilo pembe domates almam gerek. Eşim tarafından tarafıma
whatsapp mesajı ile tebliğ edilen kesin alışveriş listesi bu kadar en azından.
Fakat pazara girmeden önce “ne olur ne olmaz” diyerek boynuma astığım minik
fotoğraf makinemin esiri olmuş durumdayım bir kez daha. Güzel bir kareye denk
gelmek umudu ile fır dönüyorum Cuma pazarının içinde. Alışveriş yapmak şöyle
dursun, henüz domates ve salatalık fiyatlarına bile göz gezdirmedim.
M.E. Yarım saat evvel de vergi dairesindeydim. Mahsuben vergi iadesi
sürecim kapsamında bir dilekçe doldurmuş ve benimle ilgilenen görevli ile
sohbet etmeye çalışmıştım. Meslektaşlarımdan bir tanesi vergi dairesindeki
görevliler ile havadan sudan da olsa sohbet edersem benim için faydalı
olacağını söylemişti. Zira sadece sonuca yönelik diyaloglara girersem görevliyi
sinirlendirebilirmişim. Devlet memurluğunun anlaşılmaz evrenini sorgulayacak
değildim. Zaten üç katlı vergi dairesinden içeri girer girmez suratıma çarpan
sucuklu yumurta ve demlenmiş çay kokusu beni fantastik bir evrene adım attığım
konusunda ikna etmişti. Mesai saatinde sucuklu yumurta pişirilen ve çay
demlenen bir kuruma girerken beyninizin mantık ile ilgili kısmını vestiyere
bıraktığınızı varsaymak her zaman sizin lehinizedir. Görevli memure hanım ile
havadan sudan sohbet ettim. Kendisi bir anda daha makul bir insan haline
dönüştü ve işlemimi sorun yaşamadan sonuçlandırabildim. Vergi dairesinden
çıkarken bir karar vermiştim! Akşam dün pişirdiğimiz sulu yemeği yemeyecektim.
Sucuklu yumurta yiyecek ve demleme çay içecektim!
M.E. Evin arkasında atölye olarak kullandığımız müştemilata
yerleştirdiğimiz iki tane kedimiz var. Erik ve Üzüm. Erik on yaşında bir erkek
kedi ve Üzüm ise on iki yaşında bir dişi kedi. Üzüm ne kadar asil ve zarif ise
Erik de o kadar patavatsız ve görgüsüz bir kedi. Bugün sabahın altısında maması
ve suyu bittiği için müştemilat ile yatak odamız arasındaki pencerenin dibinde
bağıra bağıra miyavlayarak ve cama kafa atarak kafamızı sikti. Pes etmek de yok
şerefsizde, sabahın altısından yedi buçuğuna kadar devam etti. Artık daha fazla
dayanamayıp yanlarına gittim ve sularını ve mamalarını koydum. Erik sonunda sustu. Keşke
herkes hakkını senin gibi arasa be Erik. Sendeki şu bilinç ülkemizin işçi
sınıfında yok maalesef. Biz hala kapitalist patronlar için “ama o kadar kişiye
ekmek veriyor” diyebilen zihniyetin altın çağını yaşıyoruz. Patinden öpüyorum yoldaş
Erik.
Mithat Erdoğan
6.5.2019
Fotoğraf : Mithat Erdoğan

Yorumlar
Yorum Gönder